"Saydı"cılar ve "Rağmen"ciler

Çevrenizdeki başarılı olmamış insanlara bakınız.  Neden başarısız olduklarını nasıl da uzun uzadıya açıklıyorlar, değil mi? Peki, neden başarılı olanlar nasıl başarılı oldukları üzerine onlar kadar uzun konuşmuyorlar?
 
Başarısız insanlar başarısızlıklarının nedeni olarak kendileri dışındaki kişileri, olayları, etkenleri sorumlu tutar. Bunlar “-saydı”cılardır. “Öyle olsaydı böyle yapardım.” “Şöyle demeseydi böyle olurdu.”
Başarılı insanlar ise “rağmen”cilerdir. Şuna rağmen yapmışlardır. Buna rağmen böyle olmuşlardır.
Kendimizin dışındaki nesneleri rahatlıkla görür, duyar, hisseder ve değerlendiririz. Duyu organlarınız bu alımları zihin süzgecinden geçirip,  başkalarına da aktarmamızı sağlar. Bu işlem çok kolaydır.
Ama kendimizi her an göremeyiz, değerlendiremeyiz. Örneğin gerçek sesimizi bile algılayamayız. Bu yüzden, bir kayıttan sesimizi duyduğumuzda şaşırırız, yabancı gelir. Bizim sesimiz olduğuna inanmakta güçlük çekeriz.  Kendimizi bir bütün olarak algılayamadığımızdan burnumuz olduğundan büyük, omuzlarımız düşük gelebilir bize. Oysa kendi dışımızdakileri çok daha net görür, tarif eder ve detaylandırırız.
 
Bu yüzdendir ki başarısızlığını dış nedenlere bağlayan, sürekli mazeret üretenler de çokça konuşup neden başarısız olduklarını anlatır ve dış nedenlerle ilişkilendirirler.  Başarılı insanlar ise bahanelerin arkasına sığınmazlar. Çünkü onların dünyalarında bahaneler yoktur. Bu yüzden de olmayan bir şeyin arkasına sığınamazlar.
 
Bahane üreten insanlar; başlangıçta yapmak istemedikleri, korktukları ya da hoşlarına gitmeyen durumlardan kurtulmak için bahane üretirler. Zamanla kendi bahanelerine kendileri de inanır ve zihnen, bedenen ve ruhen oluşturdukları bu yeni kalıbı benimserler. Başarılı insanlar sanki annelerinden öyle doğmuştur. Onların sıkıntıları, parasızlıkları, başarısızlıkları, engellenmişlikleri, kayıpları… hiç olmamıştır sanki. Sanki onları çekemeyenler, ayağını kaydırmak isteyenler olmamıştır. O, doğumundan beri Atatürk’tür, Gandhi’dir, Einistein’dir, Demirel’dir, Erdoğan’dır, Çakırhan’dır, Piaf’tır, Durmaz’dır sanki.
Bahane bulmak, diğer davranışlarımız gibi öğrenilmiş bir davranıştır. Hayat elbette ki çocukluğumuzdaki gibi değildir. Çocukken kendimize ait bir dünyamız ve kurallarımız vardı. Çocukken algıladığımız hayat gizemli, neşeli, keyifli ve eğlenceli iken, bugünkü yaşantımızda zorluklar, mücadele, sıkıntılar, para kazanma kaygısı var. Kısacası yaşamın bambaşka bir yüzüyle karşı karşıyayız; sorumlulukların çok olduğu bir dünya.
 
Bahane bulmak öğrendiğimiz bir davranış olduğuna göre; aslında başlangıçta ona sahip değildik ve sahip olmaya da ihtiyacımız yok. Bizim ihtiyaç duyduğumuz tüm kaynaklar zaten içimizde var. Mutluluk, huzur, başarı... Tüm bu duyguları bir zamanlar yaşadınız. Bilinçaltınızda kayıtlarınızda var. Yeter ki onları bahanelerin gerisine itmek yerine su yüzeyine çıkarın.
 
Hepimiz seçim yapma gücüne ve özgürlüğüne sahibiz. Hayattan aldığımız cevaplar büyük ölçüde aldığımız kararların ve eylemlerin sonuçlarına göre şekilleniyor. Olumsuz düşüncelerinizden, negatif duygularınızdan ve bahanelerinizden kurtulduğunuzda çözüm üretirsiniz. Bahanelerin arkasına saklanıp, göremediğiniz şeyler, çözümler ve gerçeklerdir.

Ücretsiz bilgi almanız için sizi arayalım!